EntelGenelManşet

Ruh Sağlığınıza Dikkat Ederek Okumanız Gereken En İyi 5 Psikolojik Roman

Severek okuyacağınız 5 psikolojik roman önerisi...

Psikolojiye ilgi duyanlar iyi kurgulanmış ve bağlamını kaybetmeyen bütün büyük romanları severek okuyacaklardır. Ama özellikle ruhsal bunalımlardan kaynaklı sıkıntılar yaşayan karakterleri içeren ya da hasta ve doktor, danışan ve terapist ilişkilerini konu alan romanları derledik.

En İyi 5 Psikolojik Roman

1- Joanne Greenberg – Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

İlk kez 1964 yılında yayınlanan psikolojik/otobiyografik bir kurgu niteliği taşıyan, hayata dair tatlı detaylar da barındıran bir kitap. Yazarı Joanne Greenberg 1932 yılında New York’ta doğmuştur. Bu romanında ise henüz gençken geçirdiği akıl hastanesi deneyimini okuyucuya aktarmaktadır. Her ne kadar edebi değeri ve yaklaşımı ile ilgili büyük tartışmalara neden olsa da okunmaya değer bir roman yazdığı aşikar. Küçükken maruz kaldığı yalanlar, ikiyüzlülükler yüzünden kendi içine kapanan ve kendine alternatif bir dünya yaratan, sonra ise hayatı boyunca normal olmaya çabalayan Deborah’ın hikâyesidir bu kitapta anlatılan.

Kitabın Konusu: ‘Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sağımıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah’ın akıl hastanesine ‘düşme’sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun ‘kurtarma operasyonu’ başlar. Greenberg’in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, ‘akıl hastalarının gizleri’ üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.

2- Einar Mar Gudmundsson – Evrenin Melekleri

Yazarının isminden de anlaşılacağı üzere İskandinav coğrafyasından beslenen bir romandır. Yine biyografik roman diyebileceğimiz bir türüdür. Einar Mar Gudmundsson genç yaşta intihar eden şizofreni hastası kardeşinin hikâyesini anlatır. Son derece duygusal bir roman olsa da kitabı okurken insanın iç dünyasına dair küçük nüansları yakalayabildiğinizi gördüğünüzde elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. 2000 yılında sinemaya uyarlanmış olsa da öncelikle kitabı okumanızı tavsiye ederiz.

Kitabın Konusu: “Gerçek bir yaşam öyküsü. Destansı bir başyapıt.”
“Soğuk bir ülkeden içinizi ısıtacak kadar sıcak bir roman.”
“Komik, sıradışı, hüzünlü… Bu kitap hayatınızdaki ‘anlamlı şeylerin’ anlamını size bir kez daha sorgulatacak..”

İzlandalı yazar Gudmundsson sinemaya uyarlanarak yakın zamanda Avrupa’da gösterime giren “Evrenin Melekleri”ni, genç yaşta intihar eden kardeşinin ağzından anlatıyor ve hepimizi, hayatı bir şizofreni hastasının gözünden algılamaya davet ediyor.

3- F.M. Dostoyevski – Başkasının Karısı

Kıskançlık üzerine ruhsal çözümlemeler yaparak, yer yer güldüren natüralizm akımının güzel bir örneği diyebileceğimiz uzun öykü. İnsanların başına gelen trajik hikâyelere güldürü unsuru katmakta çok başarılı bir yazar olan Dostoyevski’nin çok meşhur olan eserleri arasına girmese de okunmaya değerdir. Karısının kendisini aldatmasını bir türlü kabullenemeyen bir adamın, içine girdiği yabancılaşma sonucu yaşadığı bunalım nedeniyle girdiği trajikomik durumları anlatıyor. Bir göz atarsanız pişman olmazsınız.

Kitabın Konusu: Başkasının Karısı, okuyucuyu sürekli gülümseten bir hikayeye sahip… Dostoyevski’nin bu ünlü eserinde, karısının kendisini aldattığını düşünen paranoyak bir kocanın hemen her şeyden şüphelenmeye başlaması üzerine başına gelen komik olaylar anlatılıyor. Bir gün karısının gittiğini düşündüğü bir evin önüne varır ve yoldan geçen bir gençten apartmanda kimin oturduğunu, kimin girip çıktığını öğrenmeye çalışır. Genç adamsa bu sorular karşısında şaşırır. Kendi karısını soruşturduğunu itiraf edemediği için arkadaşı adına bu araştırmayı yaptığını söyler ve olaylar zinciri başlar. Kıskanç bir kocanın düştüğü trajikomik haller hem gülümsetiyor, hem de okurun kendi hayatındaki ilginç detayları fark etmesini sağlıyor. Trajedi ve komedi arasında gezinen öykü, Dostoyevski’nin günümüze kadar ulaşan müthiş anlatımını okurlarla buluşturuyor.

4- Knut Hamsun – Açlık

1890 yılında ilk baskısını yapan, psikolojik/felsefi kurgu türünün örneklerinden. Yine İskandinav atmosferinden beslenen kara-komik bir eser. Yazarı 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olsa da İkinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı Nazi yanlısı açıklamalar nedeniyle insanlar ellerindeki Knut Hamsun kitaplarını bahçesine atmış, o da bu üzüntü nedeniyle evden dışarı çıkamamıştır. Yine de çağının önünde olduğunu hissettiren kalemiyle saygı uyandıran bir yazardır. Bu kitabındaysa hak etmediği parayı asla kabul etmeyen ama hak ettiği para da asla karnını doyurmayan bir karakterin psikolojik buhranlarını anlatır.

Kitabın Konusu: Norveçli büyük romancı Knut Hamsun’un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı Açlık’tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yanda da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil’in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.

5- Sylvia Plath – Sırça Fanus

Bu kitap da otobiyografik öğeler içeren psikolojik bir kurgudur. Sylvia Plath döneminin öne çıkan yazarlarındandır. Ne yazık ki kendisi de kitapta bahsettiği üzere “sırça fanusun içine ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış”lardandır. Sylvia Plath aslında bir şairdir ve bu eser onun ilk ve son romanıdır. Aslında modern kadının içine sıkışıp kaldığı ve etrafında belli belirsiz var olan ataerkinin nasıl da içinden çıkılmaz bir hal alabildiğini çok iyi anlattığı, her kadının mutlaka eline alması gereken bir kitap. Okurken kendinizden çok fazla şey bulacağınızı düşünüyoruz.

Kitabın Konusu: “Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi.” Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950’lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York’a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren genç kızın zamanla kaldıramayacağı bir boyuta ulaşır ve Esther kendini tam bir karabasanın içinde bulur. Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yılları, erkeklerle ilişkileri, yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve gördüğü psikolojik tedaviler mizahi bakış açısı unutulmadan son derece içtenlikle işlenmiş.

Sylvia Plath’ın kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı ve ilk kez 1963 yılında, ölümünden bir ay önce, başka bir isim altında yayımlatmayı başarabildiği Sırça Fanus, o günün olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik haline gelmiştir. 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesi Sylvia Plath’ın başyapıtının, ölümünün ve kitabın yayımlanışının 50. yılında, gözden geçirilmiş baskısını okurlarımıza sunuyoruz.

“Ay Düşerken” Oku (Tek hayalleri vardı: Mutlu, Huzur Ve Barış İçinde Yaşayacakları Bir Ülke)

Yaz Meyvesi Mürdüm Eriğinin Faydaları

Etiketler

İlişkili İçerik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close